Kafaya Takmak
Kafaya takmak…
Hepimizin hayatında yeri olan bir alışkanlık. Kimi zaman bir
laf, bir bakış, bir mesajın gelmemesi, bir planın bozulması, birinin bizi
yanlış anlaması… Liste uzar gider. Küçücük şeyler bazen içimizi o kadar kemirir
ki, sanki dünya o mesele etrafında dönüyor.
Peki neden bu kadar takıyoruz?
Bazen takıntı haline gelen düşünceler aslında çok daha derin
yerlerden gelir. Belki onaylanma ihtiyacımızdan, belki yetersizlik korkumuzdan,
belki de geçmişte yaşadığımız bir kırılmadan. Beynimiz hep çözüm üretmeye
çalışır, ama bazı şeylerin çözümü yoktur. Ya da belki vardır ama biz o kadar
takmışızdır ki, göremez olmuşuzdur.
“Bırak gitsin” demek kolay mı?
Açık konuşayım, değil.
Birine “kafaya takma ya” demek kadar kolay bir şey yok. Ama
iş kendi kafanın içinde dönenleri susturmaya gelince… orası çok karışık . Çünkü
o düşünceler sadece bir fikir değil, bir duygu yığınıdır. Endişe, kırgınlık,
korku, bazen de ego.
Ama bir şey fark ettim:
Kafaya taktıkça o şey büyüyor. Büyüdükçe daha çok yer
kaplıyor. Daha çok yer kapladıkça seni daha az mutlu bırakıyor hatta benim
başım bile ağrıyor.
Ne yapmalı?
Şunu demiyorum: “Hiçbir şeyi kafaya takma, boşver gitsin.”
Bu, insan olmaya aykırı. Hepimizin sınırları,
hassasiyetleri, değerleri var. Ama şunu yapabilmek önemli: Ne kadar değerli, ne
kadar gerçek, ne kadar benim kontrolümde? Bu soruları kendine sormak bile bir
adım.
Bazen bir şeyi düşünmek yerine, çık bir yürüyüşe, bir
arkadaşınla konuş, güzel bir müzik aç, kendine bir kahve yap, nefes
egzersizleri yap. Bu kadar küçük şeyler zamanla bile olsa zihninin yönünü
değiştirebilir.
Ve unutma: Hayatta bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmek gerekir. Bazen çözüm yoktur, ama bu her şeyi içimize atmamız gerektiği anlamına gelmez.☺
Yorumlar
Yorum Gönder